Tasavvuf yolcusu nefese bakarken onu yalnızca bedeni ayakta tutan bir alışkanlık olarak görmez. Nefes, ilahi emrin en saf hatırlatıcısıdır. Her alınan nefes, “Ol” emrine kulak vermektir; çünkü nefesin gelişi, varlığın sürmesi, hayatın akışı hep o tek emirden doğar.
Bilinçli nefes almak, varlığını hediye eden kudreti fark ederek, her an yeniden yaratıldığını bilmektir. Tasavvuf yolcusu için nefes, ruhun zikridir; kalp nasıl zikrullah ile dirilirse, nefes de Rabb’in kudretini hissetmenin en sade yoludur.
Alınan nefeste “Hû” gizlidir. İçeriye giren nefes, “O”nu hatırlatır; verilen nefes ise teslimiyettir. Bir nefesle varlık âlemine açılır, bir nefesle tekrar O’na dönersin. Bu yüzden sufiler der ki: İnsan, nefesleri sayılı bir misafirdir.
Bilinçli nefes, kulun kendi iradesini Rabbin iradesiyle uyumlu hale getirmesidir. İçinde bulunduğun anı, huzurla ve şükürle solumaktır. Çünkü her nefeste bir davet vardır: “Ben seni var ettim, seni her an var ediyorum.”
Ve işte nefes, Allah’ı şah damarından daha yakın hissetmenin sırrıdır. Onu dışarda aramak yerine kalbinin merkezinde görmek, ilahi hakikati içinde duymaktır. Nefesinle kalbine döndüğünde, Rabb’in zaten senden ayrı olmadığını, her anında seninle olduğunu fark edersin.
Tasavvuf yolcusunun diliyle söylemek gerekirse:
Nefes, yalan söylemez, içinde olup biten ne varsa onu dışarı verir, gözle görünür kılar, o Hakk’ın insana dokunuşudur. Onu fark ederek alıp vermek, sadece yaşamak değil; Yaratan’ın huzurunda diri kalmaktır.

Commentaires
Publier un commentaire